Tiyatroya gitmeyen toplumlar
Sık sık oyuna gelirler...
Ali Erdoğan

 ana sayfa
 Kabare Dev Aynası
 Oyunlar
 Oyuncular
 Program
 Kabare Hakkında
 Haberler
 Herşey Dahil
 Televizyonda
 Reklam Filmi
 Medyadan
 Videolar
 Turne - Organizasyon
 Çalışmalar
 İletişim

 

Kabare Dev Aynası Facebook'ta

Hemen Bilet Alın

 
 

 

 
‘Gökyüzünde Yanlış Gezen Yıldızlar’
Ali Erdoğan’ın üçüncü şiir kitabı “Gökyüzünde Yanlış Gezen Yıldızlar”ı okurken hem gülümseyecek, hem hüzünlenecek, hem de duygulanacaksınız.
 
 

Sabiha Semerci

Güncelleme: 10:14 TSİ 31 Ekim 2006 Salı

İSTANBUL - Kabare Dev Aynası Yayınları’ndan çıkan kitap, beyinle yüreği buluşturuyor, umutla umutsuzluğu çarpıştırıyor.

Şiirlerinize konu olan olaylar ve insanları günlük hayattaki halleriyle bire bir mi ele alıyorsunuz? Yoksa onları ve okurlarınızı, tamamen düş gücünüzle yarattığınız bir dünyaya mı götürüyorsunuz?
Şiirlerime konu olan insanlar ve olaylar günlük hayattan alınma.

İnsanoğlunu, topluma bağlayan bağlar ve onu kuşatan bazı gerçekler var. Şiddet, çıkar ilişkileri, sahtelik, yozlaşma, onu bezdiren ekonomik koşullar gibi...

“İnsandan kazanan değil, insana kazandıran dolayısıyla da insanı kazanan eser geleceğe kalır.”

İşte, kitabımdaki şiirler de tam bu noktada üretildi. Bu koşullar, bu engeller insanoğlunun içinde hangi duyguların yeşerip, dal budak salmasına neden oluyor. Acıya dönüşüyor en başta.. Hüzne dönüşüyor. Bezginliğe dönüşüyor. Öfkeye dönüşüyor. İsyana dönüşüyor. Umuda, umutsuzluğa, sevgiye, duyarsızlığa bazen de -bu şiirler bir mizahçının kaleminden çıktığı için- kara mizaha dönüşüyor. Bu kara mizah, okuyucuyu acı acı güldüren bir mizah!

Mizahçılığınız sadece şiirlerinizdeki mısralarda ortaya çıkmıyor. Kitaplarınızın adları da çok mizahi...
Evet, ilk şiir kitabımın adı Sahibinden Az Kullanılmış Yürek, ikincisi Bırak Bu Uyakları, yenisi de Gökyüzünde Yanlış Gezen Yıldızlar... Şiirlerimi okuyanlar, bunların bir mizahçının elinden çıktığı çok belli, diyorlar. Ama aynı zamanda da çok duygusal buluyorlar. Duygu şiirin ana besini ama ne yaparsam yapayım mizahçı yanım güme gitmesin istiyorum. Elimde olmadan her işime yansıyor mizahçılığım. Ben şiirlerimi mizah sepetinin içine koyuyorum. Umarım sepetin altı sağlam çıkar da şiirlerim geleceğe de kalır.

Peki bir eserin geleceğe kalmasının kriteri ne? Sizce hangi eser geleceğe kalır?
Bence insandan kazanan değil, insana kazandıran dolayısıyla da insanı kazanan eser geleceğe kalır. Hatta bu konuyla ilgili küçük bir şiirim var, şöyle:

Eserin öne çıkarsa
Seni bilmeyen kalmaz
Sen öne çıkarsan
Senden eser kalmaz.


Peki, kim bu gökyüzünde yanlış gezen yıldızlar?
Bezmiş, yılmış, yıpranmış, harcanmış, gücenmiş, tırsmış, zokayı yutmuş, ihanete uğramış, faturalara yenik düşmüş, paranoyalarıyla yaşayan, kafasını satın aldığı malın ileri modeliyle bozmuş, insanken müşteriye dönüşmüş, o değerlerin onurlarla ölçüldüğü mazide kalmış günlerini arayan, özleyen, hayatı satış poligonuna dönmüş fikirsizliğiyle övünen, papağanlaşmış, gölgeleşmiş insanları yıldız niyetine avcunuzun içine alıp gökyüzüne savurduğunuzda o yıldızların gökyüzündeki konumları ne olur? Bence onlar, o dakikadan sonra artık, gökyüzünde yanlış gezen yıldızlardır.

“Bezmiş, yıpranmış, harcanmış, gücenmiş, tırsmış, ihanete uğramış, faturalara yenik düşmüş, insanken müşteriye dönüşmüş, gölgeleşmiş insanları yıldız niyetine avcunuzun içine alıp gökyüzüne savurduğunuzda, o yıldızların konumları ne olur? Bence onlar, o dakikadan sonra artık, gökyüzünde yanlış gezen yıldızlardır.”

Şiirlerinizin sadece gülümsettiği söylenemez. Bazıları var ki, sözler açıkçası biraz umutsuzluğu çağrıştırıyor...
Aslında hayata umutla umutsuzluk arasındaki çizgiden bakmak insanı diri tutar. Bu çizgideki adamda umut vardır. Çünkü bu insan umutsuzluğu umuda çevirmek için mücadele verir. Fikir üretir. Bir çıkış yolu arar. Çareler düşünür. Bir şeyleri hedefler. Hatta kendi gibi düşünen insanlarla el birliği bile yapar. Bu noktada verilen mücadele dinamiktir. Bunun şiirini yazsanız size karamsar gelmez. Ben bunun şiirini yazmıyorum. Ya neyin şiirini yazıyorum? Ben umutsuzlukla, belirsizlik arasındaki çizgiden bakıyorum hayata. Çünkü bugünün tepkisiz, her şeyi kanıksamış, yılgın, umursamaz insanı dünyaya bu noktadan bakıyor. Ismarlama bir hayat tarzını bünyesine uydurmaya çabalıyor. Nasıl görmesi gerekiyorsa hayata öyle bakıyor. Hatta bazen tiksindiği şeylerin tiryakisi bile olabiliyor. Yalnızlaşıyor. Bencilleşiyor. Kendi kılıfında yaşıyor. Güneş tutulmasından güneş tutulmasına, seçim sandıklarının başında, maçlarda bir araya gelebiliyor. Ama dikkat ederseniz mutlaka umut aşılayan bir şiirim vardır kitabımda. Hata bir şiirim şöyle bitiyor:

Gidişatın yamuğunu yine insanoğlu düzeltecek
Gölge ağaca küsse
Çekip nereye gidecek?


Siz televizyona senaryolar da yazdınız. Hastane,Yasemince, Başka İstanbul Yok, Bizden Söylemesi gibi. Televizyona senaryo yazmakla şiir yazmak arasında ne gibi farklılıklar var?
Televizyon senaryosu yazarken halkın beğenisini gözetirsiniz. İzletmek gibi bir zorunluluğunuz var. Ve bunu her hafta yapmak, başarmak zorundasınız. Konfeksiyon bir üretim söz konusu. Size havale edilmiş, hadi daha kestirmeden söyleyeyim size sipariş edilmiş bir iştir senaryo yazımı. Buradaki başarı işinin hakkını verip, belli bir kaliteyi tutturmak, işini ayağa düşürmeden insanlarda belli bir tiryakilik yaratmaktır. Şiirin böyle sipariş bir durumu yoktur. Şiirde bence, samimiyet esastır. Ben şimdi nasıl bir laf etsem de şiiri okuyanı ağlatsam diye içten pazarlıklı, ticari bir kaygı ve hüzün pazarlama durumu şiirin doğasına aykırı. Çünkü, şiir bir pazarlama aracı değildir. Saf ve temiz duyguların paylaşımıdır. Hatta ben en yalın, en sade, en temiz, hiç dolambaçlı yollara sapmayan, arı, duru bir dil kullanıyorum şiirlerimde. Amacım okuyucuyla dertleşmek. Onlarla dertlerimi paylaşmak. Duygularımı paylaşmak. Ben şiirlerimi, hüzne tünemiş şakalar biçiminde özetliyorum!
 

Kabare Dev Aynası !!! .

 

Webmaster: Kenan Halis
sponsored by
www.tiyatrodunyasi.com