İSTANBUL -
‘Yetenek
Milyarderi’
olarak görülen
Erdoğan’ın,
‘Sütunumun
Kenarı’ kitabı
hem güldürüyor,
hem
düşündürüyor...
Kitabın raflara
çıkması ise bir
hayli ilginç.
Sütunumun
Kenarı sizin ilk
mizah kitabınız mı?
Hayır, bu benim
ikinci mizah
kitabım. Birincisi
1993’te Papirüs
Yayınları’ndan çıkan
“Bildiğin Gibi
Değil” adlı
kitabımdır.
Sütunumun
Kenarı nasıl ortaya
çıktı?
Benim tek kişilik
bir güldürüm var:
‘Külahıma Anlat’. Bu
oyunu sergilediğim
günlerde bir telefon
geldi. Arayan Say
Yayınları’nın Genel
Yayın Yönetmeni
Murat Batmankaya’ydı.
Oyunumu izlemiş, çok
beğenmiş. Kitap
halinde basmak
istediğini söyledi.
Bu teklif çok hoşuma
gitti ama “Bu oyun
henüz yeni. Ama
ilgilenirseniz benim
hazırda mizah
öykülerinden oluşan
bir dosyam var.
Bakın, okuyun eğer
beğenirseniz onu
basarsınız” dedim.
Okundu, beğenildi,
basıldı... Adı da
“Sütunumun Kenarı”
oldu. Vitrine çıkalı
az bir zaman
olmasına rağmen
satışlarının iyi
olduğu söyleniyor.
Umarım başarılı
olur, peşinden
üçüncü kitap gelir.
Kitabınızın
ismi nereden
geliyor, neden
Sütunumun Kenarı?
Karikatürist
dostum, Leman
dergisi
çizerlerinden Mahmut
Tibet, kitaptaki
öykülerimi
karikatürlemişti.
Bir karikatür çok
hoşumuza gitti. Onu
kapağa taşıyalım
dedik. Romalılara
ait iki sütün var.
İki sütunun arasına
ip gerilip, çamaşır
serilmiş. Turist
rehberi turistlere
civardaki tarihi
eserleri göstermek
için gezdirirken bu
manzarayla
karşılaşıyor. Tabii
adam öfkeden
çıldırıyor. Hemen
bunun sorumlusunu
bulup tepki
gösteriyor: “Yahu bu
tarihi eserlere
nasıl çamaşır
asarsın?” Adam,
onların sütun
olduğunun, tarihi
eser olduğunun,
Romalılardan kalma
olduğunun farkında
bile değil. Çünkü bu
sütunlar kimden
kalırsa kalsın onun
için sadece taş!
Rehber, sütun
dedikçe, onun tavrı
gayet lakayt.
İçinden rehbere
burun kıvırıyor,
“sütunumun kenarı”
diyor! Bu komik
durumu anlatan
karikatürü kapağa
koyduk. Ben de
kitabın adını adamın
zihniyetiyle bire
bir örtüştüğü için
Sütunumun Kenarı
koydum!
Sizin Kabare
Dev Aynası isimli
bir tiyatronuz var.
Güldürü
oyuncususunuz.
Oyunculuğunuzla
yazarlığınız
birbirini besliyor
mu?
Fazlasıyla
oluyor. Mizahçı,
konularını hayata
dışarıdan bakarak
bulur. Yani siz
insan doğası üzerine
bir gözlem
yapıyorsunuz.
Yazılmış bir
karakteri
canlandırmak için de
gözlem yeteneğinden
yararlanmak
zorundasınız.
Yazdığınız bir
karakteri hayat
gerçeğine uygun bir
biçimde, inandırıcı
bir şekilde
öyküleştirmek için
de gözleme
ihtiyacınız var. İş
tabii ikisinde de
gözlem yapmakla
bitmiyor. İşin içine
daha sonradan
yorumlamak giriyor.
Yorum gücü oyuncunun
rol kabiliyetine
bağlı. Öyküde
olayların iyi
yorumlanması ise
kalemin kudretine
bağlı. Özetlersek;
ikisinde de gözlem
ve yorum gücü
gerekli. Dolayısıyla
oyunculuğumla
yazarlığım birbirini
besliyor! Kitabımın
satıyor olması,
dengesiz
beslenmediğimi
gösteriyor!
“Komedi suyun
yüzeyini gösterir
size. Fakat mizahı
keşfetmeniz için
suyun dibine
dalmanız gerekir.
Suyun dibinde
toplumsal gerçekler
vardır. Sancılarımız
vardır. Acılarımız
vardır.
Çürümüşlüğümüz
vardır. Yozlaşan
yanlarımız
vardır...”
Komedi ile
mizah ayrı ayrı
kulvarlar mı?
İkisini birbirinden
ayıran nedir?
Komedi
hayatın, olayların
daha çok hafif
yönüyle ilgilenir.
İnsanı sadece
neşelendirir. Yani,
komedi suyun
yüzeyini gösterir
size. Fakat mizahı
keşfetmeniz için
suyun dibine
dalmanız gerekir.
Suyun dibinde
toplumsal gerçekler
vardır. Sancılarımız
vardır. Acılarımız
vardır.
Çürümüşlüğümüz
vardır. Yozlaşan
yanlarımız vardır.
Mizah bu
sıkıntılardan hiciv
süzülerek elde
edilir. Komedide bir
kişinin topluma
uyumsuz bir kusurunu
konu edinip,
abartarak kahkaha
elde edebilirsiniz.
Sonuçta seyirci
yalnız o adama ve
onun kusurlarına
güler. Mizahta ise
durum farklıdır.
Mizah, toplumun bir
aynasıdır. Toplum bu
aynada kendi
kusurlarını görür ve
dönüp kendi haline
güler! Komedi
kahkaha attırıp
insanı deşarj eder,
mizahsa güldürdüğü
insanı uyarır, ikaz
eder! Ama ikisi de
güldürmek
zorundadır!
Güldürmeyen şey ne
mizah sayılır, ne de
komedi!
Öykülerimin
konularını günlük
hayattan alıyorum
diyorsunuz. Peki,
çevrenizde sizin
yazdıklarınıza
benzer olaylar
gerçekleşiyor mu?
Tabii,
örneğin dolmuşta
geçen bir öyküm var
benim. Yolculardan
mutaassıp amca, genç
sevgililerin
dolmuşun içinde
birbirlerine
sarılmalarına
şiddetle karşı
çıkıp, bunu
ahlaksızlık olarak
niteliyor. Gence,
elini kızın omzundan
çekmesini söylüyor.
Çok yakınlarda
-gerçi sonradan
tatlıya bağlandı-
üniversite
bahçesinde elini
arkadaşının omzuna
atan gencin bu tavrı
dokuz kusurlu
hareketten biri
sayıldı! Bir diğer
örnekte de,
bahsettiğim
Romalılardan kalan
sütun meselesi… Bir
yerde şimdi adı
aklımda değil,
tarihi eserlerin
kırıldığını,
bazılarının da yağlı
boyayla gelişi güzel
boyanıp bir kenara
atıldığını izledik
ana haber
bültenlerinde. Bir
başkasında da,
derste cinsel eğitim
veriliyor, dersi
dinleyen çocuklar
konuşmaya
utandıklarından
soruları yazarak
veriyorlar. Benim
öykümde de çocuk
açık saçık dergiyi
ders kitabının
arasında gizli gizli
okurken yakalanıyor
babası tarafından.
Kolu kopan hastanın
kolu başka, kendisi
başka hastaneye
götürülüyor. Böyle
bir ülkede
yaşıyoruz. Yazılanla
yaşanan örtüşmesin
de ne yapsın!
Mizah öyküsü
ille de mesaj
vermeli midir?
İnsanı
oyalayan, hoşça
vakit geçirmesini
sağlayan, sırf
eğlendirmek için
yazılan, komiği
tutarlı bir öyküde
ve karakterde aramak
yerine, yapısı daha
gevşek dokulu kelime
esprilerinde arayan,
eleştirmeyen, sadece
neşelendiren
ürünlerle mizah
ürünlerini
birbirinden ayırmak
gerek. Mizahın bir
derdi vardır.
Bir toplumsal yaraya
parmak basar! İki
insanın olduğu yerde
karşıtlıklar da
olacaktır. Bu
karşıtlığın
temelinde bir
çelişki yatar. Bu
çelişkiyi hicivlerle
deştiğinizde dibinde
yatan çelişkiyi de
göstermiş olursunuz.
Çelişkiyi güldürerek
gösterdiğinizde de
zaten uyarma işini
mizah kendiliğinden
yapmış olur. Mesaj
kaygısından kasıt,
izahlı mizahsa ona
ben de karşıyım.
-Halkım sen şimdi
üstüne dökersin bu
mesajı sana ben
yedireyim- tarzı bir
yaklaşım
karşınızdaki insanın
zekasını
aşağılamaktır bence.
“Brecht ‘Hayatında
mizah olan toplumlar
sağlıklı
toplumlardır. Ama
hayatı mizah olan
toplumlar hiç
çekilmez
toplumlardır’ demiş.
Hayatımızda mizah
olsun ama hayatımız
mizah olmasın!”
Memleket
koşullarının
durmadan mizah
üretiyor olması
hakkında ne
düşünüyorsunuz?
Keşke bu
kadar mizah
üretmese! Koşulların
bu kadar mizah
üretmesi her şeyin
kanıksanmasını,
doğal karşılanmasını
sağlıyor! Millet
böyle böyle her şeye
alışıyor! Yazılan
mizah ürünleri biraz
da bu kanıksanmanın
önüne geçmeye
çalışır.
Çürümeye yüz tutmuş
gerçekleri mutlaka
şaka yollu da olsa
anlatmaya devam
etmeli mizahçı. Her
şey kanıksanırsa
uyuşur kalırız
çünkü. Hemen yanı
başımızda yığılıp
kalmış birinin
üzerine örtülen
gazetenin çengelli
bulmacasını,
çekirdek çitleyerek
çözecek kadar
şuursuz hale
gelebiliriz! Brecht
“Hayatında mizah
olan toplumlar
sağlıklı
toplumlardır. Ama
hayatı mizah olan
toplumlar hiç
çekilmez
toplumlardır” demiş.
Hayatımızda mizah
olsun ama hayatımız
mizah olmasın!
|