
ESKİDEN SEYİRCİYDİK ŞİMDİ
MÜŞTERİ OLDUK
Özgür GÜRLEYEN
Ali Erdoğan 2001'de Kabare
Dev Aynası'nı kurarak,
'İlişkime İlişme',
'Sansasyonun Kadar Konuş',
'Tıpkısının Aynası' isimli
oyunları yazdı ve kendisi de
rol aldı. Televizyon için,
'Hastane', 'Yasemince',
'Başka İstanbul Yok',
'Bizden Söylemesi' gibi
dizilerin senaryosunu yazdı
ve oynadı... Erdoğan'ın aynı
zamanda yayımlanmış öykü ve
şiir kitapları da var... Ali
Erdoğan, "Biz yok olmaya yüz
tutan kabare tarzını
yaşatmaya çalışıyoruz"
diyor. Ali Erdoğan ile son
oyunu 'Tıpkının Aynısı'nda
bolca eleştirdiği magazin
dünyası üzerine ve medya
ilişkileri üzerine
konuştuk...
Oyununuzda günümüz
medyasındaki çarpık
ilişkilere yer veriyor kendi
üslubunuzla hicvediyorsunuz.
Günümüzdeki medya ortamından
biraz söz eder misiniz?
Sorun aslında ölçüsüzlük.
Magazin insanların hayatında
olsun ne var ki diye
düşünebiliriz. Dedikodudur,
meraktır, şudur budur renkli
dünyalar, sabun köpüğü
hayaller, bilmem neler,
bunlar olsun... Elbette ki
hayatımızda magazin olsun,
ama hayatımız magazin
olmasın, işin trajik tarafı
bu; hayatımız magazin.
Reklamlarda, magazin
programlarında, filmlerde
insanların zihinlerine
yerleştirilmeye çalışılan
belirli karakterlerden,
yaşam biçimlerinden söz
ediyorsunuz, sizce medyanın
bizden olmamızı istediği
nasıl bir tiplemedir?
Aslında şunu düşünmemiz
gerekiyor medya dünyasında
herkesin varmak istediği
belli noktalara ulaşmış
insanlar vardır. Bu
insanların yanlışları
doğruymuş gibi
anlatabileceğini söylemeye
çalışıyorum. Bu yanlışlar da
onu izleyen insanların
kafasında tek gidiş yoluymuş
gibi, formül gibi,
matematiksel olarak
şekillenebilir. Bu konuda
dikkatli ve özenli olunması
gerekiyor. Bu gibi yanlış
yönlendirmeler insanda suni
beklentiler yaratabilir ve
gerçekle karşılaştığında
insanların psikolojisinde
sorunlara neden olacaktır.
Kitle letişim araçları
arasında tercih yapabilme
şansımızın göreceli bir
özgürlük duygusu
oluşturduğunu savunan
anlayışlar var, siz bu
süreci nasıl görüyorsunuz?
Eskiden izleyiciydik mesela
yetmişli yıllarda, daha
sonra seyirci olduk, şimdiki
konumumuz ise müşteri olmak,
hepimiz müşteriyiz. Vitrinde
bir takım şeyler var
içerisinden beğenip
alacağız. Ama size seçme
hakkı tanımayan, alternatif
sunmayan bir medya var
karşımızda. Vitrindeki
doğrudur kardeşim diyor
çıkıyor işin içinden. Yani
biz burada müşteri olarak
medya yöneticileri
tarafından bizim için
seçilmişleri seçeceğiz. Yani
bu vitrindekiler para
edenler, vitrinin dışında
kalanlar ise para
etmeyenler. Çünkü sistem
insanı ikiye ayırdı. Para
edenler ve etmeyenler. Eğer
para etmek istiyorsan
vitrinin içinde yer
alanlardan olacaksın. Ya da
vitrinde yer almanın
gereklerini bile yerine
getiremeyen bir alık
olacaksın ya da akvaryumda
balık olup vitrinde yerini
alacaksın. Sistem diyor ki
alık olduğun zaman mutlu
olamıyorsun, balık olduğun
zaman mutlusun, bak zengin
bir dünya var, o dünyanın
içinde akıl edemeyeceğin
güzellikte insanlar var. Bu
dünya nasıl bir dünya, yani
belki de marazi bir dünya,
üç gün o akvaryumda yerini
alamadığın zaman sana yem
atılmadığı zaman sen yoksun
artık.
Günümüzde sanatçının
ürettiği ürünlerin değeri
sizce hangi kriterlere göre
belirleniyor?
Bugün hayatımızı rakamlar
idare ediyor. Örneğin bir
tiyatrocuyu ele alalım...
Kaç oyun oynadın? Şu
kadar... Kaç seyirci
geliyor? Şu kadar... Kusura
bakma diyor adam, rakamlar
çok da ikna edici değil. Ya
da filim yönetmenisin... Kaç
tane ödül aldın?, kaç
seyirci izledi? Bu rakamlara
cevap vermek gerekiyor. Kaç
evin, kaç araban var, son
üretilen telefondan kaç tane
var?. Hayatımızı rakamlar
idare ettiği zaman burada
senin ürettiğin ürünün
kalitesi önemli değil,
yarattığın talep önemli.
Kalitesi bir hiç olan fakat
rayting rekorları kıran
programlara bakarsak, bu
sonuca ulaşmak hiç de zor
değil...
Hepimizin bildiği kaynana
gelin programlarında sizce
izleyicinin özellikle takip
ettiği nedir, gelin ve
kaynanalar arasındaki ağız
dalaşı aralarındaki kavgalar
ya da bu insanların aciz
duruma düşmesi mi merak
uyandıran?
İzleyenlerin bir çoğu bence
bunu takip etmiyor. Çünkü
izleyenlerin bir çoğu
birbirlerine rakip oldular.
Kaynanacılar, gelinciler
diye zaten ikiye ayrıldılar,
gönderdikleri mesajlarla
birbirlerine ateş ediyorlar,
onlar farkında değiller ki
onlar zokayı yuttular. Eğer
bir yaşam tarzınız yoksa,
size birileri suni de olsa
bir yaşam tarzını aşılar.
Kaynana böyle olmalıdır.
Gelin böyle davranmalıdır.
Sevgililer böyle olmalıdır.
İlişkilerde şöyle yapmanız
gerekir. İş görüşmesine
giderken şunları giyinmeniz
gerekir. Mutfağınızda şu
araç gereçleri bulundurmanız
gerekir. Aşka böyle bakmanız
gerekir, dostluğa böyle
bakmanız gerekir gibi
standart yaşam tarzları size
empoze edilir. Yani sunidir
ama durum budur. Yani
kendinize ait bir yaşam
tarzınız oluşması gerekiyor.
Bu yoksa birileri size bunu
dışarıdan verecektir.
Genel olarak sokaktaki
insanın tiyatroya bakışını
nasıl değerlendiriyorsunuz?
Tiyatroyu böyle bir kültürü
olmayan, sokaktan geçen
insana ben nasıl
anlatabilirim. Tiyatro soyut
bir kavram. Tiyatroyu
kafasında nasıl
somutlaştırabilirim. Bir
insanda bu kültür vardır ya
da yoktur. Telefon deseniz
telefonu evirip çevirip
bakar ya da şapka deseniz
şapkayı evirip çevirip
bakar. Bu ruhun bir
ihtiyacıdır. Ruhunun da bir
gün aç kalacağını bu insan
farkında değilse, tiyatronun
çok soyut bir şey olduğunun
farkında değilse ve bu
kültürü almamışsa tiyatroya
gelmez, çekemeyiz.
Çekebilmemiz için de ne
yapmak gerekir. İşte
akvaryumda misket misali
tiyatroyu değerlendirip onu
vitrindeki yerine koymanız
gerekir. Bunun belirli
unsurları var. Bunları
yerine getirdiğiniz zaman da
tiyatro kendinden çok şey
kaybediyor
14.02.2005