Tiyatroya gitmeyen toplumlar
Sık sık oyuna gelirler...
Ali Erdoğan

 ana sayfa
 Kabare Dev Aynası
 Oyunlar
 Oyuncular
 Program
 Kabare Hakkında
 Haberler
 Herşey Dahil
 Televizyonda
 Reklam Filmi
 Medyadan
 Videolar
 Turne - Organizasyon
 Çalışmalar
 İletişim

 

Kabare Dev Aynası Facebook'ta

Hemen Bilet Alın

 
 


ESKİDEN SEYİRCİYDİK ŞİMDİ MÜŞTERİ OLDUK

Özgür GÜRLEYEN

Ali Erdoğan 2001'de Kabare Dev Aynası'nı kurarak, 'İlişkime İlişme', 'Sansasyonun Kadar Konuş', 'Tıpkısının Aynası' isimli oyunları yazdı ve kendisi de rol aldı. Televizyon için, 'Hastane', 'Yasemince', 'Başka İstanbul Yok', 'Bizden Söylemesi' gibi dizilerin senaryosunu yazdı ve oynadı... Erdoğan'ın aynı zamanda yayımlanmış öykü ve şiir kitapları da var... Ali Erdoğan, "Biz yok olmaya yüz tutan kabare tarzını yaşatmaya çalışıyoruz" diyor. Ali Erdoğan ile son oyunu 'Tıpkının Aynısı'nda bolca eleştirdiği magazin dünyası üzerine ve medya ilişkileri üzerine konuştuk...

Oyununuzda günümüz medyasındaki çarpık ilişkilere yer veriyor kendi üslubunuzla hicvediyorsunuz. Günümüzdeki medya ortamından biraz söz eder misiniz?
Sorun aslında ölçüsüzlük. Magazin insanların hayatında olsun ne var ki diye düşünebiliriz. Dedikodudur, meraktır, şudur budur renkli dünyalar, sabun köpüğü hayaller, bilmem neler, bunlar olsun... Elbette ki hayatımızda magazin olsun, ama hayatımız magazin olmasın, işin trajik tarafı bu; hayatımız magazin.

Reklamlarda, magazin programlarında, filmlerde insanların zihinlerine yerleştirilmeye çalışılan belirli karakterlerden, yaşam biçimlerinden söz ediyorsunuz, sizce medyanın bizden olmamızı istediği nasıl bir tiplemedir?

Aslında şunu düşünmemiz gerekiyor medya dünyasında herkesin varmak istediği belli noktalara ulaşmış insanlar vardır. Bu insanların yanlışları doğruymuş gibi anlatabileceğini söylemeye çalışıyorum. Bu yanlışlar da onu izleyen insanların kafasında tek gidiş yoluymuş gibi, formül gibi, matematiksel olarak şekillenebilir. Bu konuda dikkatli ve özenli olunması gerekiyor. Bu gibi yanlış yönlendirmeler insanda suni beklentiler yaratabilir ve gerçekle karşılaştığında insanların psikolojisinde sorunlara neden olacaktır.

Kitle letişim araçları arasında tercih yapabilme şansımızın göreceli bir özgürlük duygusu oluşturduğunu savunan anlayışlar var, siz bu süreci nasıl görüyorsunuz?
Eskiden izleyiciydik mesela yetmişli yıllarda, daha sonra seyirci olduk, şimdiki konumumuz ise müşteri olmak, hepimiz müşteriyiz. Vitrinde bir takım şeyler var içerisinden beğenip alacağız. Ama size seçme hakkı tanımayan, alternatif sunmayan bir medya var karşımızda. Vitrindeki doğrudur kardeşim diyor çıkıyor işin içinden. Yani biz burada müşteri olarak medya yöneticileri tarafından bizim için seçilmişleri seçeceğiz. Yani bu vitrindekiler para edenler, vitrinin dışında kalanlar ise para etmeyenler. Çünkü sistem insanı ikiye ayırdı. Para edenler ve etmeyenler. Eğer para etmek istiyorsan vitrinin içinde yer alanlardan olacaksın. Ya da vitrinde yer almanın gereklerini bile yerine getiremeyen bir alık olacaksın ya da akvaryumda balık olup vitrinde yerini alacaksın. Sistem diyor ki alık olduğun zaman mutlu olamıyorsun, balık olduğun zaman mutlusun, bak zengin bir dünya var, o dünyanın içinde akıl edemeyeceğin güzellikte insanlar var. Bu dünya nasıl bir dünya, yani belki de marazi bir dünya, üç gün o akvaryumda yerini alamadığın zaman sana yem atılmadığı zaman sen yoksun artık.

Günümüzde sanatçının ürettiği ürünlerin değeri sizce hangi kriterlere göre belirleniyor?
Bugün hayatımızı rakamlar idare ediyor. Örneğin bir tiyatrocuyu ele alalım... Kaç oyun oynadın? Şu kadar... Kaç seyirci geliyor? Şu kadar... Kusura bakma diyor adam, rakamlar çok da ikna edici değil. Ya da filim yönetmenisin... Kaç tane ödül aldın?, kaç seyirci izledi? Bu rakamlara cevap vermek gerekiyor. Kaç evin, kaç araban var, son üretilen telefondan kaç tane var?. Hayatımızı rakamlar idare ettiği zaman burada senin ürettiğin ürünün kalitesi önemli değil, yarattığın talep önemli. Kalitesi bir hiç olan fakat rayting rekorları kıran programlara bakarsak, bu sonuca ulaşmak hiç de zor değil...

Hepimizin bildiği kaynana gelin programlarında sizce izleyicinin özellikle takip ettiği nedir, gelin ve kaynanalar arasındaki ağız dalaşı aralarındaki kavgalar ya da bu insanların aciz duruma düşmesi mi merak uyandıran?
İzleyenlerin bir çoğu bence bunu takip etmiyor. Çünkü izleyenlerin bir çoğu birbirlerine rakip oldular. Kaynanacılar, gelinciler diye zaten ikiye ayrıldılar, gönderdikleri mesajlarla birbirlerine ateş ediyorlar, onlar farkında değiller ki onlar zokayı yuttular. Eğer bir yaşam tarzınız yoksa, size birileri suni de olsa bir yaşam tarzını aşılar. Kaynana böyle olmalıdır. Gelin böyle davranmalıdır. Sevgililer böyle olmalıdır. İlişkilerde şöyle yapmanız gerekir. İş görüşmesine giderken şunları giyinmeniz gerekir. Mutfağınızda şu araç gereçleri bulundurmanız gerekir. Aşka böyle bakmanız gerekir, dostluğa böyle bakmanız gerekir gibi standart yaşam tarzları size empoze edilir. Yani sunidir ama durum budur. Yani kendinize ait bir yaşam tarzınız oluşması gerekiyor. Bu yoksa birileri size bunu dışarıdan verecektir.

Genel olarak sokaktaki insanın tiyatroya bakışını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Tiyatroyu böyle bir kültürü olmayan, sokaktan geçen insana ben nasıl anlatabilirim. Tiyatro soyut bir kavram. Tiyatroyu kafasında nasıl somutlaştırabilirim. Bir insanda bu kültür vardır ya da yoktur. Telefon deseniz telefonu evirip çevirip bakar ya da şapka deseniz şapkayı evirip çevirip bakar. Bu ruhun bir ihtiyacıdır. Ruhunun da bir gün aç kalacağını bu insan farkında değilse, tiyatronun çok soyut bir şey olduğunun farkında değilse ve bu kültürü almamışsa tiyatroya gelmez, çekemeyiz. Çekebilmemiz için de ne yapmak gerekir. İşte akvaryumda misket misali tiyatroyu değerlendirip onu vitrindeki yerine koymanız gerekir. Bunun belirli unsurları var. Bunları yerine getirdiğiniz zaman da tiyatro kendinden çok şey kaybediyor

14.02.2005

 

Kabare Dev Aynası !!! .

 

Webmaster: Kenan Halis
sponsored by
www.tiyatrodunyasi.com